Neo-Şamanik Çalışmalar – TRANSDANS

“Düşünce ve deneyim eş zamanlı gerçekleştiği zaman bilinç değişmeye başlar. Yani Trans Dans mükemmel bir çözücüdür.”
Beden hareketleri tümüyle kelimesiz iletişimin bir modelidir. Bilincin kelimesiz ifadesidir. Beden hareketleri (dans) aslında gerçek hayatta bildiğimiz gerçekliğin kelime kullanmadan açığa çıkarılması şeklidir. Ancak sezgisel (kasıtsız) hareket görünmeyen güçler tarafından yönlendirilenden biraz daha zorlayıcı bir dans formudur ve bizim bireysel, kasıtlı irademiz tarafından kontrol edilemez.

Sezgisel dans eksik anlayışın ifadesidir. Yaratıcılığın derin hareketidir. Sezgisel hareket yeni bir lisan formu geliştirir. Ancak sezgi kesinlik değildir, farklı dereceleri vardır. Bazı insanlar diğerlerine nazaran daha sezgisel olabilirler. Burada sorulması gereken soru “sezgilerimi bu manevi dünyaya girebilmek için nasıl geliştirebilirim?”. Cevap basittir… Kendinizi harici belleğinizde, yani “gerçeklik ”de, tutmak için kullandığınız organik hislerinizden ayırmaya gönüllü olmanız gerekir. Bu da gördüğünüz, duyduğunuz, hissettiğiniz her şeyin gitmesine izin vermenizle olacaktır. Bunu yapmak içinizde haberdar olmadığınız o boşluğa ulaşmanızı sağlayacaktır. Buna da trans denir.

“eğer içinizdeki otantik ruhsal hayatı beslemeyi seçiyorsanız, üzerinde ‘bilmiyorum’ yazan kapıyı seçmelisiniz. ‘bilmiyorum’ için kullanılan diğer kelime ‘gizem’ dir”
Trans Dans Deneyimi doğrusal olmayan gizem dünyasının girişidir. Bu dünya belli bir yere benzemektense daha çok genişletilmiş zaman gibidir. Bu doğrusal olmayan dünyaya giriş için Trans Dans farklı yöntemler geliştirmiştir ve bunlardan bir tanesi de ritimdir. Bazen bu ritim kalp atışlarımız kadar basit ve hafiftir. Bazen ise bu ritimler karışıklık barındırabilir ve zihinsel becerilerimiz ile karşı koyma çabalarımızı bastırabilir. Yani dirençlerimizi korumaya yarar. Bize herhangi bir alternatif yol bırakılmamasına rağmen içimizde inzivaya çekilmemiz sonsuzluktur. Aslında bu sonsuzlukta herhangi bir fiziksel kural yoktur. Orada bizler çok daha temiz bir şekilde hissedebilir ve algılayabiliriz. Çünkü zaman ile ilişkimiz yoktur, hem geçmişe hem de geleceğe yolculuk edebilme becerimiz vardır. Böyle zamanlardaki tecrübelerimiz insani anlayışların çok ötesindedir. Herhangi bir idrak yeteneği gerekli değildir, çünkü idrak etmeye çalışmak alacağımız mesajları derin bir şekilde saptırmaktadır. Ruhumuz ile eşsiz bir ilişkiyi çok yüksek bir formda yakalamış oluruz… İzah edilen mesaj ancak dans edenin kendisi tarafından anlaşılabilmektedir.

Neden Karanlık
“Doğadaki her canlı elementler gibi insanlar da büyümelerini ışıkta, değişimlerini karanlıkta yaparlar”
İnsanlar 4 dominant algıyı veya sezgiyi yönetmektedir; görsel, işitsel, kinestetik, dokunma. Genellikle görsel algı duyusu, diğer 4 duyuyu domine ve ambale eder. Ancak buna istisna olan görme engelli kişilerdir. Söylemlerine göre onların diğer 4 duyularının algısı beklenenden daha fazla açıktır. Bunun yanında körlüğün sezgi olarak adlandırdığımız 6. Hissi beslediği de gözlemlenmiştir, özgünlüğü ve gerçekliği önemli ölçüde ortaya çıkartabilirler. Trans Dans terapisinde bu genişlemiş duruluğu elde etmeye çalışır. Bunu yapmak için de basit gereçler kullanarak geçici süreliğine karanlık yaratılır. Şamanik bakış açısına göre bu karanlık bir gölgedir. Metamorfoz olarak bu gölge farkında olmadığımız benliğimizi temsil etmektedir. Şamanik bakış açısını yaşamak için baş amacımız gölge benliğimizin yeniden uyanışı olmalıdır… veya ruhumuzun evrimi.

“karanlığın inzivasında dans ederken, çözülemeyecekmiş gibi gözüken problemlerimizin çözümlerinde benzer gerçekliklerini keşfederiz.”
Trans Dans çalışma tekniklerinden bir diğeri de gözleri kapamak için kullanılan göz bağıdır. Trans dans ritüellerinde karanlık en önemli şart olduğu için, eski antik dönemlerde bu ritüeller özellikle geceleri yapılmaktaydı. Karanlık özel süspansiyon veya ‘zamanı durdurma’ hissi yaratmaktadır, durumu değiştirmek veya trans durumuna geçmek kişinin kendinden başka kimsenin olmaması durumudur. Bu içsel yolculukta ruhumuz ile bağ kurabiliriz ve böylece de gerçek ortaya çıkar. Göze bağlanan bandana ruhsal bir araç olur ve katılımcıların rahatsız edilmesini önleyerek deneyimlerine en zengin şekilde şahit olmalarını sağlar.

Bilimsel açıdan bakıldığında ise, insanların gözleri duyumsal açıdan direk beyine bağlı olan tek organlarıdır. Bu kadar güçlü bir görsel güç varken de diğer hislerimizden faydalanmamız oldukça zorlaşır. Ancak görme becerimizi askıya aldığımız zaman gerçekten görmeye başlayabiliriz. Eğer bütün diğer duyularımız görme duyumuz kadar kuvvetli çalışsaydı, geleceği görme yetisine bile sahip olabilirdik. Bu bakış açısını anladığımız zaman “ışıktan kör olmak” deyiminin anlamı da bizim için güçlenecektir. Bize sadece geçmişimizden imgeler gösterebilen tek bir duyu yetimize bu kadar fazla yüklenirsek, ancak ruhsal olarak sakat bir hale geliriz. Ancak gerçekten arınmak, gelişmek ve ruhumuzun evrim yolculuğuna katkıda bulunmak istiyorsak; böylesine güçlü deneyimleri yaşayarak iç dünyamızın derinliklerini keşfetmeliyiz.